Abstract
<jats:p>Bu çalışma, antik kentlerde gerçekleştirilen doğa yürüyüşlerinin zihin-beden sağlığına olan katkılarını arkeoterapötik bir perspektiften incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma kapsamında öncelikle arkeoterapi, doğa terapileri ve kültürel miras–sağlık ilişkisi gibi temel kavramsal tanımlar yapılmış; ardından bu uygulamaların biyolojik, psikolojik ve sosyal etki mekanizmaları mevcut bilimsel kanıtlar ışığında tartışılmıştır. Değerlendirmeler, antik kentlerin sunduğu doğal peyzaj ve tarihsel derinliğin, bireylerde stres hormonlarını azaltan, bağışıklık sistemini güçlendiren ve zihinsel yorgunluğu gideren "çift katmanlı" bir iyileşme potansiyeli taşıdığını göstermektedir. Psikolojik düzeyde, bu alanların Dikkat Yenilenme Kuramı çerçevesinde zihinsel kapasiteyi restore ettiği, aidiyet ve kimlik duygularını pekiştirerek varoluşsal bir anlam alanı sunduğu saptanmıştır. Çalışmada ayrıca; gymnasion, stadyum ve hamam gibi antik yapıların zihin-beden bütünlüğünü destekleyen "sağlık ve eğitim ortamları" olarak işlev gördüğü, savunma odaklı topoğrafyanın ise özellikle travma sonrası iyileşme için kritik olan "algılanan güvenlik" hissini güçlendirdiği vurgulanmaktadır. Uygulama noktasında, antik miras alanlarının yalnızca korunması gereken tarihî varlıklar değil, aynı zamanda "yeşil reçete" veya "sosyal reçeteleme" modelleriyle sağlık sistemlerine entegre edilebilecek stratejik halk sağlığı kaynakları olduğu savunulmaktadır. Sonuç olarak, kültürel ve doğal mirası bütüncül bir yaklaşımla ele alan arkeoterapötik müdahalelerin, modern toplumun karşı karşıya olduğu mental sorunlara karşı sürdürülebilir, düşük maliyetli ve erişilebilir şifa yolları sunduğu ortaya koyulmaktadır.</jats:p>